Beyin fırtınası Avrupa Futbol Şampiyonası'nın sonuna geldiğimizde Portekiz-Yunanistan finali ile karşılaştık. Tarihinde hiçbir büyük turnuvada final oynamamış iki ekibin, açılış maçından sonra final maçında tekrar buluşmasının en büyük sebebi teknik direktörleri... Euro-2004, kaliteli futbolun aşağı indiği, taktik ustalığın ve savunma sanatının üste çıktığı bir turnuva olarak anılacak. Portekiz teknik direktörü Luiz Felipe Scolari ve Yunanistan teknik direktörü Otto Rehhagel, yönetim becerileri ile kupaya damgalarını vurdular. Sonuçta yıldıza değil, "beyine" yatırım yapan ülkeler kazandı. Zaten yoğun kulüp programları altında ezilen yıldızlar, milli takımda bekleneni veremediler.
Türkiye'de teknik direktörlük, yani işin "beyin" kısmı çoğunlukla ikinci plana atılıyor. Bunun sebeplerini sıralamaya kalkışırsak, uzun bir yazı dizisi olur. Fenerbahçe ve Beşiktaş'ta bir sürü transfer yapıldı. Bir sürü yıldız alındı ve Daum ile Del Bosque'nin eline verildi. Bu kadar yıldızı idare etmek gerçekten büyük beceri istiyor. Daum ve Bosque'nin, Scolari örneğinde olduğu gibi yıldızları idare etmelerini bekleyeceğiz. Galatasaray ve Trabzonspor'da ise teknik patronlar sihirbazlık yapmaya çalışacak. Çünkü ellerindeki kadro kaliteli de olsa, belli bir sınırı var. Ve bu sınırı aşamayacak olan Hagi ile Ziya Doğan'ın da Rehhagel gibi mucize yaratmalarını bekleyeceğiz. Bu yazı yazıldığında Euro-2004'ün şampiyonu henüz belli değildi. Bu kupayı kazanan, bize Süper Lig için de ışık tutabilir: Portekiz'e benzeyen Fenerbahçe ve Beşiktaş mı, yoksa Yunanistan'a benzeyen Galatasaray ve Trabzonspor mu? Anadolu ekiplerinin, özellikle Ankara takımlarının teknik direktör tercihlerini dikkate alırsak ciddi bir beyin fırtınasının ortasında kalırız inşallah; futbolumuzun kalitesi " beyin gücüne vereceğimiz önem" açısından önemli bu. Futbolumuz kaosa sürüklenmezse tabii!