Fenerbahçe
Galatasaray  
Beşiktaş  
Trabzonspor  
Süper Lig  
2. & 3. Ligler  
Aktüel  
Yazarlar  
Ana Sayfa  
     
Truva düştü Aşil finalde


İLKER SARIER, Yunanistan'ın nasıl olup da, final oynadığının tarihi ve sosyolojik analizini yazdı. Bu yazıyı okuyun, finali bilinçli gözlerle izleyin.

***

İlker Sarıer: Komşu finale nasıl geldi?

Bu yazıda futbolcu isimleri, yıldız oyuncuların performansları veya teknik direktörlerin mucizelerini okumayacaksınız. Onları, başka spor yazarları zaten yazıyorlar.
Kabul buyurursanız bugün, Avrupa futbol dünyasını şaşkınlığa uğratan "Greek sihrini" ele alalım. Komşumuz, bugün Portekiz ile final oynayacak.
Nasıl oldu da, bu muazzam başarıyı gösterebildiler. Alaattin'in lambasından bir dudağı yerde öbür dudağı gökte bir cin çıktı da, dileyin benden ne dilerseniz mi dedi, Egeli dostlarımıza... Hayır! Avrupa Kupası'nda, sadece bir defa değil arka arkaya sahada seyrettiğimiz Yunanistan'ın yarattığı tılsımın kökleri, futbolun bilinen enstrümanlarının dışına taşıyor büyük ölçüde...

Kuzey Avrupa

Anladığım kadarıyla, bu başarı esas olarak bir sürece dayanıyor.
Bizim "teenage" dönemlerimizde dünyada iki büyük ekol vardı. Brezilya ve Almanya ekolleri...
Binlerce kahvehane çırağı, Pele'li Brezilya ile Beckenbauer'li Almanya milli takımlarını ezbere sayıyorlardı. Bayern Münih ise Avrupa kulüp takımları ile kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyordu.
Avrupa futbolunun lokomotifliğini, İngilizler'in hiç yıpranmayan "Ada futbolu"nun dışında, Almanya ve biraz da Hollanda ve Danimarka gibi Kuzey Avrupa ülkeleri götürüyordu.
O zamanlar, Avrupa Birliği'nin ekonomik ve politik temelleri yeni yeni atılmaktaydı.

Akdeniz'e kaydı

Giderek genişleyen AB konsepti sayesinde, Avrupa'da sadece ekonomik ve sosyal yaşam değil, futbol kültürü de genişliyordu. Ve yavaş yavaş futbol, Akdeniz'e doğru inmeye başladı.
20-25 yıl kadar yakına geldiğimizde Fransız, Portekiz, İspanyol ve İtalyan futbol imparatorlukları çağı başladı. Artık Avrupa futbolunda, Akdeniz rüzgarları esmeye başlamıştı, ağları havalandıran her gol sevincinde, futbolcular birbirlerine sarıldıklarında "Akdeniz tuzu"nu tadıyorlardı.
Dikkat edildiğinde bu dönem, Türkiye'nin de, Özal fırtınası ile dünyaya açıldığı, Avrupa futbolunun gerek altyapı gerekse üstyapı yaklaşımlarını tanımaya başladığı dönem oldu. Türk futbolu ilk kez çim sahalarla, modern kulüpçülük fikri ile tanışıyor, bir anlamda Avrupa futbolu güneye inerken usul usul Türkiye'ye de sirayet etmeye başlıyordu. Özellikle Galatasaray'ın herkesin dudaklarını uçuklatan başarı temposu bu yılların ürünüydü.

Greekler, Avrupa oluyor

Bu dönemlerde hala Yunanistan'da futbolun esamesi okunmuyordu. Avrupa Birliği'ne üye olmuşlardı ama henüz başka öncelikleri vardı. Demokrasinin yerleşik hale getirilmesi, ekonominin rayına oturtulması, milli gelirin istikrarlı biçimde yükseltilmesi gibi...
Bir de Yunanistan, genel olarak "sıkıya gelecek" bir futbol kültürüne henüz sahip değildi. Disiplin, kondisyon, kararlılık, inat ve kazanma azmi zayıftı. Günde en az iki saat "sieste" yapmaya alışılmış bir sosyal ortamda, futbolcuları disipline etmek o kadar da kolay değildi. Yunanlı futbolcuları geceleri saat 23.00'te yatağa sokmak bile başlı başına bir dertti.
Fakat bu böyle gidemezdi.
Ekonomik olarak daha alt kategoride olan, henüz AB'ye bile üye olmamış Türkiye bile gerek Şampiyonlar Ligi'nde, gerekse dünya kupalarında dikkate değer başarılar elde ederken komşumuz, oturup seyredemezdi. Zaten AB üyesi olup da özellikle bu konuda başarı gösterememek, affedilir bir eksiklik değildi. Bilen bilir ki, Brüksel'de sık sık bir araya gelen Avrupalı diplomatlar da birer futbol fanatiği idi ve kahve molalarında hararetle maç tartışıyor, birbirlerini kızdırıyorlardı.

Yunanlı Maradonalar!

İşte bu gelişmeler, komşumuz Yunanistan'da bir "futbol devrimi"ne yolaçtı. Futbolcuları buna göre seçtiler ve eğittiler. Buna göre teknik adamlar buldular. Yıllarca çalıştılar ve bombayı son Avrupa Kupasında patlattılar.
Sahada seyrettiğiniz Yunanistan'ın, sadece "gole hızla yaklaşma" ve "bol pozisyon yaratma" sanatındaki hızına değil, aynı zamandaki "bilek kıvraklığına" dikkatinizi çekmek isterim.
Ben şunu gördüm. "Akdenizli" oldukları için, Kuzey Avrupa'nın sert, hızlı, dayanıklı temposu ile Güney Avrupa'nın "gol kurnazlığını" birleştirmekle kalmamışlar, aynı zamanda kişisel "bilek" yetenekleri ile adeta Brezilya'yı içinde yaşadığımız futbol coğrafyasına taşımışlar.
O 180 derece hızlı manevralar, o bilek çalımları ile iki kişiyi birden ekarte etmeler neydi öyle, insanın inanası gelmiyor.
Bize, bu futbol stratejisini yaratan ve uygulayan insanları tebrik edip alkışlamaktan başka ne düşer?
Ey Komşu!.. Hoşgeldin Avrupa futboluna!..



Tarihi Final
Kazanan zengin oluyor
Portekiz'de 6 değişik isim
Rui Costa bırakıyor
Arkadaşlar buluşuyor
13'ün uğuru
Şampiyon Sharapova 1...
Basketbolda Avrupa...
Haber Turu
 
Gurur Meselesi
Küme düşen Perugia' da aradığını...
Aurelio kara haberi...
F.BAHÇE' de adı sık sık...
Song için pres
Eşini ikna edemeyen Junior' dan...
Kütüğü sırtında
Aslan' ın haşarı çocuğu Ümit...
İlhan dönebilir
Vicente Del Bosque; siyah...
Celades, Carev
Norveçli yıldızın bonservisinde...

Fenerbahçe | Galatasaray | Beşiktaş | Trabzonspor | Süper Lig | 2 & 3 Ligler | Aktüel | Yazarlar | Sayısal loto | Süper toto | Şans topu | Ana Sayfa

Copyright © 2003, 2004 - Tüm hakları saklıdır.
MERKEZ GAZETE DERGI BASIM YAYINCILIK SANAYI VE TICARET A.Ş.