AFFETTİKÇE MAHVETTİLER – Yunus Akgül – Fotomaç ;
HEPSİ
    17 Ekim 2017, Salı

    AFFETTİKÇE MAHVETTİLER

    2005'te kulüplere tanınan vergi kolaylığının üzerinden 12 sene geçti. Değişen bir şey yok. Hatta işler daha kötü hâl almış. Kulüp yöneticilerini sorumlu hale getirin artık. Başkan ve yönetim borçtan sorumlu olsun. Bak o zaman her şey nasıl daç abuk düzelecek, görürüz

    Herhangi bir kurumun başında bulunan bir yönetici, temsil ettiği kişi ya da kuruluşların haklarını en iyi şekilde korumak ve savunmakla yükümlüdür.
    Bu sayede, temsil ettiği kurumun varlığı daim, ömrü uzun olur.
    Kulüpler Birliği'nin yeni başkanı Dursun Özbek, görevi devralmasından sonra hızlı bir Ankara trafiği ile işe başladı.
    Maliye Bakanı, Gençlik ve Spor Bakanı ve son olarak da Cumhurbaşkanı ziyaret edildi. Her üç ziyaretin de ana temasına baktığımızda, kulüplerin ödediği stopaj (gelir) vergisinin düşük tutulması başroldeydi.
    Başkan sıfatını taşıdığı için Dursun Özbek açısından bakılınca, bu isteğin son derece isabetli ve masum, kulüplerin menfaati açısından da son derece hayırlı bir gayret olarak değerlendirilmesi gerekir.

    Suistimal edildi
    Çabuk unutmak, bizim en dikkat çeken ve kadim özelliğimizdir. Bu yüzden tekrar tekrar yazmaktan bıkmayacağız ki, o da kulüp yöneticilerinin kendi reklamları uğruna ya da beceriksizlikleri sebebiyle başında bulundukları kulübü, içinden çıkılması mümkün olmayan bir hale getirmiş olmalarıdır...
    Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın, Başbakanlığının ilk yıllarında Türk futbolunun fotoğrafı aynı bu şekildeydi. Ya bütün kulüpler kapılarına kilit vuracak ya da hiç de iyi niyetli olmayan yöneticilerin düşürdüğü bu kötü tablodan kulüpler devlet desteği ile kurtulacaktı. O nedenle, dönemin hükümetinin Türk futbolunu kurtarmak adına aldığı bir dizi tedbirden biri de, Türkiye'deki bütün kurum ve kuruluşlar gibi, borç batağındaki kulüplerin de kendilerini yeniden toparlayabilmesi için ödenen gelir vergisini adeta sembolik bir rakama, yani yüzde 15'e çekmekti.
    2005 yılında kulüplerin borç batağından kurtulabilmesi adına düzenlenen bu yasanın üzerinden 12 sene geçti. Fotoğrafa bir daha bakınca görüyoruz ki; değişen hiç bir şey yok.
    Değişip, düzelmesini bir tarafa bırakın, daha da kötü bir hal almış; devletin onca gayret ve desteğine rağmen borçlar katlanarak artmış...

    Vergilerini ödesinler
    Devletin bütün bu iyi niyetli çabalarının karşısında Dursun Özbek "Artık şu borçlarımızı sıfırlayıverin" diyemiyor da "Verilen süre doluyor, bari şu yüzde 15'i sabitleyiverin" ricasında bulunuyor.
    Temsil ettiği kurum adına bu rica haklı gibi görünebilir. Ancak elde ettikleri gelirler göz önüne alındığında, Türkiye'de vergi rekortmenleri arasına girmesi gereken kulüplerin bu vurdum duymaz, pespaye yönetimlerine daha ne kadar göz yumulacak?
    Asgari ücretliden kesintisiz alınan vergilerin, dünyanın en çok kazanan kulüp ve sporcularından da aynı ölçüde kesilerek alınma vakti çoktan geldi de geçmiyor mu?
    Türk sporunun bugünkü yönetim şeklinde vergilerin tabandan ya da tavandan alınması, kulüplerin batırılması kanuni açıdan çok da fazla bir şey ifade etmemekte...
    Olsa olsa, vicdan mekanizması çalışan, sayıları beş parmağı geçmeyen kişilerin üzerinde bir etkisi olabilir belki... Bunun dışındaki başkan ve yönetimlerin o vergileri ödeme zorunlulukları yok diye hesap verme gibi bir dertleri de yok...
    İster kulüpler yasası, isterse Türkiye Futbol Federasyonu kanununa sadece bir madde ekleyerek olsun -hangisi olursa- bu işi kotarın ve kulüp yöneticilerini sorumlu hale getirin artık... Borcu gırtlağa dayayan, vergisini ödemeyen sırtını dönüp çekip gidemesin. Kulüp başkanı ve yönetimi borçtan ve kulübü batırmaktan sorumlu olsun.
    Bak o zaman her şey nasıl da çabuk düzelecek hep birlikte görürüz.
    Aksi takdirde, kulüpler her 10 yılda bir "Af kanunu" diyerek devlet kapısına dayanır.
    Bize de, sol yanımıza 'Dayan yüreğim' şarkısını mırıldanmak kalır.

    TEMLiK VE YEMLiK
    Duyduk ki; Fenerbahçe bir bankadan 60 milyon dolar kredi alıp karşılığında yayın, loca ve ürün gelirlerini temlik etmiş. Bu temliğin toplam tutarı ise 400 milyon Türk lirasını buluyormuş...
    Amacımız, kredinin alınmasının doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmak değil… Fenerbahçe yönetimi, gerekli görmüş ve bu borca girmiş… Dikkatimizi çekmesi, yukarıda parmak bastığımız konuya birebir bir örnek teşkil etmesi… Yani, bugün borç alındı ama ya yarın işler ters gider ve bir şekilde ödenmezse… İlgili banka koyduğu temlik gereği Fenerbahçe'nin gayrimenkullerini haciz ederse kime hesap sorulacak? Tabii ki hiç kimseye!..
    Borcu alan yönetimin hiç bir sorumluluğu yok.
    Kısa bir araştırma yapınca görünür ki; birçok kulübün 10 yıllık naklen yayın geliri bankalar tarafından temlik edilmiş durumda… Kulüplere kredi verebilmek için sizce bankalar niye sırada?
    Tabii ki, yayın gelirleri, onlar için garanti de ondan.. Günü kurtarma çabasındaki yöneticilerin de gidebilecekleri başka bir yer yok.
    "Al gülüm ver gülüm.." Zamanı gelince de "Abbas yolcu…" Ohh! Ne âlâ… Nasıl olsa hesap soran yok...
    Dönüyor dolaşıyor ve hep aynı noktaya geliyoruz.
    Sorumsuz yönetimlere sorumluluk yüklenmeli ve "Kulüpler Yasası" bir an önce hayata geçirilmeli… Başka bir çözüm yok, yok, yok!..



    YAZARLAR tümü
    Sitene Ekle