El yahşidir biz yaman el buğdaydır biz saman – Yunus Akgül – Fotomaç
HEPSİ
    23 Eylül 2017, Cumartesi

    El yahşidir biz yaman el buğdaydır biz saman

    Türk futbolu ve Türk sporunun sancıları dinmedikçe, haliyle bize de "Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur" sözündeki gibi aynı şeyleri tekrar tekrar yazmak düşüyor; tıpkı aşağıda okuyacaklarınız gibi...
    Yetkililerin masaya yumruğunu vurma zamanı gelmiş ve geçmiş, iş "Bizden söylemesi" sıradanlığını çoktan aşmış olsa da ümit kesmeden yazmaya, söylemeye devam...
    Konumuz bir kez daha 'yabancı sorunsalı'...
    Kucak dolusu para dökerek kucak açtığımız, ununu eleyip eleğini asmış, içi geçmiş yabancı futbolcular yani... En son, 2018 FIFA Dünya Kupası Elemeleri, Ukrayna maçı yenilgisiyle alevlenen tartışma, neresinden bakarsak bakalım Türk sporunun en büyük sorunlarından biri şu anda ... Hırvatistan galibiyeti, takım çıkarma zorluğumuz olduğu iddialarını hafiflettiyse de, Türkiye'deki yabancı futbolcu politikasının yanlışlığını düzeltmiyor ve halının altına süpürdüklerimizi asla temizlemiyor.
    Bir yabancı, 10 oyuncu!
    "El yahşidir biz yaman, el buğdaydır biz saman" mantığıyla yabancı futbolcu eskilerinin ve sadece adı Türk olan elin yetiştirdiği lejyonerlerin peşinde koşturdukça, bu arı bal yapmıyor ve yapamayacak. Genelde Türk sporunun, özelde de Türk futbolunun başına gelenler, televizyon ve gazetelerde boy boy resimlerinin görünmesinden başka bir amacı ve derdi olmayan, kulüplerin köküne döktükleri kibrit suyunun üzüntüsünü zerrece taşımayan yönetici taifesi işbaşına geldiği ve bütün bunlar da onların işlerine geldiği için... Profesyonel Futbolcular Derneği'nin 6 Eylül günü kamuoyunun bilgisine sunduğu açıklamada yer alan "Sadece bir yabancı oyuncuya vereceği parayla kulübün alt yapısından 10 oyuncu yetiştirebileceğini görmeyen, görse de kişisel egoları yüzünden görmezden gelen futbol yöneticilerine karşıyız" cümlesi her şeyin özeti...
    Az bir istisnanın kaideyi bozmadığı o gerçek, tam da budur arkadaşlar...
    Kim öle kim kala, var biraz da sen oyala...
    Atı alan Üsküdar'ı geçtikten, bir dünya kupasını daha yüreğimiz ağzımızda ve burnumuzu çekerek seyretmeye mahkum edilmişken, Türkiye Futbol Federasyonu yabancı konusunu görüşmek üzere bütün paydaşları toplayıp yeni bir karar alacakmış, mış... Duy da inanma!..
    Söz daha federasyonunun ağzından çıkar çıkmaz Türkiye'deki futbolun asıl sahiplerinin yuvası Kulüpler Birliği Vakfı, yabancı kuralının değişmesini istemediğini açıklayarak, bugünkü durumdan çok memnun olduğunu ifade etti bile...
    Bütün bunlar nafile turlar... Tıpkı Kulüpler Yasası'nda olduğu gibi bunu da bir dahaki hezimete kadar unutturacaklarını iyi biliyorlar. O zamana kadar kim öle kim kala, var biraz da sen oyala... Şu sıralar, futbolun devi Avrupa ülkelerinin yabancı kontenjanları yayınlanarak, sınırsız yabancı ile oynadıklarına vurgu yapılıyor ama oralarda durum bizden farklı... Gelen yabancının milli takımında oynama sayısı, alt yapı ve yaş kriteri koymuşlar. Bazı ülkeler, 18 kişilik kadroda en az 8 alt yapı futbolcusu şartı getirmiş. Bizde hiçbir şart şurt, kriter yok... İstediğin kadar yabancıyı hiçbir kriter koymadan, hiçbir bedel ödemeden oynatabiliyorsun. Aradaki fark bu...
    Üstelik orada bile sınırsız yabancı politikası verimlilik göstermeyebiliyor. Örneğin;
    İngiltere... Yaş ve milli olmak şartıyla iki yabancı sınırı varken dünya ve Avrupa şampiyonalarında isimleri okunurken, sınırsız yabancıya döndükten sonra buralarda yoklar... Niye Amerika'yı yeniden keşfetmeye çalışıyoruz?
    Aynı uygulamaları getirmek çok mu zor? Evet zor... Kulüp yöneticilerinin kontrolüne girmiş bir federasyonun onların işine gelmeyecek düzenlemeleri yapması imkansız... Göle maya çalmakla eş değer...
    O halde ne yapılabilir?.. Biliyoruz ki; ülkemizde hemen hiçbir ülkede olmayan bir futbol federasyonu kanunu var.
    Bu kanunu, hükümet teklifi ile Meclis yapıyorken, ipler tamamen Spor Bakanlığı'nın elindeyken ne bekliyoruz?
    Hele ki şu dönemde Meclis'i bile meşgul etmeye gerek yok. Tereyağından kıl çekercesine, KHK (Kanun hükmünde kararname) ile 5894 sayılı TFF kanununa sadece iki madde eklemek derdimize çaredir.
    İstiklal Marşımızı anlayacak sporcu yok!
    Yabancı kontenjanı konusu sadece futbolun değil Türk sporunun genel problemi... 2018 FIFA Dünya Şampiyonası Elemeleri ile eş zamanlı devam eden ve mücadelesi içinde olduğumuz FIBA Euro Basket 2017'de Türk potasının durumu, futboldakinden farklı değil... Futbolda 2003 yılında elde ettiğimiz dünya üçüncülüğümüzün ardından hep aşağıya doğru giderken, basketbolda da 2010 Dünya Şampiyonası'nda oynadığımız final maçından sonra sürünmekteyiz.
    Ne dünya, ne de Avrupa şampiyonalarında gün yüzü göremedik.
    Şimdi de, evimizde 5 maçta 2 galibiyetle grubu 4'üncü bitirdik, son 16'da dünya devi İspanya ile eşleştik. Çeyrek finale adımızı yazdırmanın dağ delmek gibi zor olduğunu biliyoruz. Gerçekçi olursak çok zor, mücadeleye baktığımızda imkansız değil inancıyla Milli Takım mücadele ederken desteğimizi sonuna kadar verelim ama şampiyona sonrası da şapkayı önümüze koyup düşünmememiz gerektiğini unutmayalım.
    Söz konusu olan ay-yıldız Yeşil sahadaki gibi parkenin de önemli sorunu, kadrolarda İstiklal Marşımızı söyleyecek, anlayacak sporcu olmaması...
    Basketbol takımlarımızın da ilk beşlerine baktığımızda Türk sporcu görmek neredeyse imkansız.
    "Türk sporcular kendi takımlarında antrenmanlarda bile gerekli süreyi alamıyorlar" diyen Federasyon Başkanı Hidayet Türkoğlu'nun yaptığı bu açıklama, işin vahametini net ortaya koyuyor. 'Milli Takımlar' gibi bir değer var ortada, söz konusu olan kırmızı beyaz, ay yıldız...Farkında mısınız? Önemli..Çok ama çok önemli... Aklı selim ile davranıp, yap boz mantığını terk edelim ve çözelim artık bu işi...
    Yanlışlıklarla, tutarsızlıklarla ve duyarsızlıklarla yan yana getirmeyelim bu kıymetlerimizi artık..

    Masa başı saha içini döverken
    Ikına sıkına, ite kaka devam ettirdiğimiz dünya kupası elemelerinde bir de hakemlerle uğraşmak, sürekli kaybetmemize vesile olan hakem hatalarına uğramak gibi bir derdimiz de var bizim...
    Ukrayna maçında ilk golü ofsayttan yedik, ikinci golün pası dışarıdan çevrilmiş, penaltımız verilmemiş... Teknik Direktörümüz Lucescu, bunların hakem hatası değil kasıt olduğunu iddia ediyor.
    Futbol Federasyonu da FIFA'ya şikayete gidiyormuş...
    Boşuna boşuna, ah boşu boşuna...
    Geçmişler olsun. Daha önce kulüp takımlarımızın maçlarında da aynı skandal kararları çok görmüştük. O zamanlar da yöneticilerimiz asıp kesmişler UEFA ve FIFA'ya şikayet de bulunmuşlardı.
    Ne olmuştu; tabii ki hiçbir şey...Şimdi de hiçbir şey olmayacak...
    Erzik gitti, FIFA bitti!
    Hem kulüp takımlarımız, hem de milli takımlarımız eze eze yenmedikten sonra hakemler bizi ezmeye devam edecek. Şunu iyi bilelim; sahada çok iyi mücadele etmemiz şart ama kazanmak için asla yeterli değil... Hatırlarsak, hakem hatalarından ne zaman yakınmıyorduk;
    Şenes Erzik, FIFA'da hakem komitesi başkanı iken... Siz hala sporu sevgi, dostluk, barış vesaire sanıyorsanız çok ama çok iyi niyetlisiniz.
    Bunun adı spor değil; spor olmaktan çoktan çıktı bu iş...
    Sporda, milyarlarca doların döndüğü tanıtım ve reklam alanında, bugün en önemli avantaj yönetimlerdeki güç dengeleridir. Lobidir, masayı elinde tutmaktır.
    Sadece futbol değil bütün spor dallarında uluslararası kurulları işgal etmemiz gerekirken mevcut yöneticilerimizi teker teker harcama gayretindeyiz hala... Oysa ki; masa başı, saha içini döverken dizlerini dövmeye, kaybetmeye mahkumsun! Yönetim kadrolarında yoksan, yoksun...

    • Yunus Akgül Yunus Akgül
      1. 09 Eylül 2017, Cumartesi
      1. Gönder
        Yazdır
      2. A-
        A+


    YAZARLAR tümü
    Sitene Ekle