Stadyum bitti, gazete tribünü verelim – Yunus Akgül – Fotomaç
HEPSİ
    22 Eylül 2017, Cuma

    Stadyum bitti, gazete tribünü verelim

    Süper Lig'de bu yıl da tahtın sahibi, geçen senenin şampiyonu Beşiktaş oldu ve üçüncü yıldızı göğsüne taktı.
    Kara Kartal, kupayı gururla kaldırırken, seneye Süper Lig'i şereflendirecek üç takım da 1. Lig'den ayrılmak için bavullarını topladı bile. Veda edeceklerden ise ikisi haftalar önceden belli olurken, düşecek olan üçüncü takımdan hangisine; Bursa'ya mı Rize'ye mi üzüleceğimizi son haftaya kadar bilemedik.
    Haftalar öncesinden düşmeleri kesinleştiği için Adana ve Gaziantep'in gidişi o kadar da acıklı olmadı ama Süper Lig'de kalabilmek için sahada mücadele eden iki takımın kulağı bir taraftan da diğer maçın sonucundaydı.
    Gerçekten stres dolu, yorucu ve üzücü bir bekleyişti elbette... Hem sahadakiler, hem de tribündekiler için...
    N'apalım ki futbolun gerçeği bu...
    Bir yerde de güzelliği...
    Alt liglerde işlemler tamamlandı.
    Şampiyonu, çıkanı da, düşeni de belli...
    Şimdilerde futbol para piyasasının en hareketli ve bereketli mevsimine girmiş bulunmaktayız.
    Yönetimler liglere ve yeni hedeflerine göre kesenin ağzını açtı. Kulüp yönetimleri amatör liglerden başlayarak deyim yerindeyse; para saçıyorlar.
    Futbolcusundan menajerine, teknik direktöründen malzemecisine, aracısından çakalına kadar herkes, bu bala parmağını bandırmanın çabası içinde...
    Menajerler pusuya yatmış; hangi kulüp başkanı aşka gelmiş de banknot dağıtıyor, onun peşinde... Gazetelerin sayfaları transfer haberleriyle lebalep...

    Al-sat oyunları tam gaz
    Stadyumda futbolun ateşi sönmüş olabilir ama gazete sayfalarında bütün hızı ve ateşiyle devam ediyor. Yazılanların doğru olması durumunda, Fenerbahçe, Beşiktaş ya da Galatasaray'ın transfer ettiği futbolcularla, en az üçer takım kurma şansları var görünüyor.
    Her gün, transfer komitelerinin bile uyandıktan sonra haberinin olduğu hiç olmayacak futbolcular, medya tarafından transfer edilerek taraftar okuyucu, diri tutulmaya çalışılıyor.
    Stadyumların boş kaldığı şu iki aylık dönemde tiraj kaybı göze alınamaz.
    Rakip gazetenin Fenerbahçe adına bugün yaptığı transfere karşılık yarın Galatasaray'a daha sansasyonel bir transfer gerçekleştirmek gerekir.
    Ey futbol meraklısı!.. Stadyumda taht oyunları bitmiş olsa da, al-sat oyunları tam gaz...
    Hem futbolda oyun biter mi?
    İyisi mi, siz çıkarmayın takım atkınızı boynunuzdan ve gazete tribünlerinde yerinizi alın.

    FENER, BAHÇESİNE POTAYI ASINCA GÖZÜNÜ YÜKSEĞE DİKTİ
    Önümüzdeki sezon Fenerbahçe'yi kimin çalıştıracağı yılan hikayesi gibiydi... Fenerbahçe'nin hocasıyla ilgili adeta bir hoca-toto oynandı.
    Aykut Kocaman ismi netleşmiş görünse de Fenerbahçe bu her an yeni bir gelişmeye gebedir. Hiç de belli olmaz...
    Yeni hocayı Aykut Kocaman olarak farz ederek devam edelim biz de...
    Fenerbahçe yönetiminin, her sezon seyircisine vaadi, takımı şampiyonluğa oynatmaktır. İkincilik başarı sayılmaz. Nitekim bu sene üçüncülük kürsüsüne çıkaran Dick Advocaat'ın da pasaportu elinde...

    Kocaman'ın işi zor
    Önümüzdeki sezon, takımı çalıştıracak olanın işi gerçekten çok zor. Fenerbahçe seyircisine Süper Lig şampiyonluğu dahi yetmeyecektir.
    Futbol takımı olarak olmasa da, kulüp olarak çıta oldukça yükselmiş durumda... Basketbol takımı, Avrupa Şampiyonluğu'nu getirdi; Obradoviç ve talebeleri hayallerimizi zorlayan bir başarının altına imza attı. Fenerium'larda Udoh'un, Bogdanoviç'in formalarının satılıyor olması, küçük Fenerbahçelilerin sırtlarında basketbol takımının formalarıyla dolaşmaları, FB potasının futbol kadar destek ve ilgi gördüğünün resmidir.
    Sonuçta, bu basketbol takımı kadar yönetimin başarısı… Bu yüzden, önümüzdeki sezon Fenerbahçe seyircisine Süper Lig şampiyonluğu hafif gelecek, taraftar artık Avrupa'da final isteyecektir.
    Fener, bahçesine potayı astı ve gözünü de yükseğe dikti, Dick giderken...
    Aykut ya da bir başkası, kim olursa olsun işi çok daha zor artık...

    RAMAZAN FİKSTÜRÜ HAKKINDA…
    Hiç şüphe yok ki, spor evrensel bir dil...
    Tüm dünyanın da ortak tutkusu...
    Şehir insanının kimi zaman sağlıklı yaşam gereksinimi, kimi zaman hatta çoğu zaman da eğlencesi...
    Sporla, amatör veya profesyonel olarak ilgilenebilmek veya izleyici olarak eğlencesinde yer alabilmek herkesin hakkı...
    Ancak kabul etmemiz gereken bir konu var ki, insanları inandıkları bazı değerler kısıtlayabilir.
    Özellikle dini inanç, bu konuda çok hassastır.
    Kimi sporsever, dini inanç konusunda daha hassasken, kimisi daha rahat davranabilir. Her ikisi de saygındır ya da öyle olmalıdır.
    Dünyada sporun kurallarını koyan hakim güç, kendi inançları doğrultusunda koyduğu kuralları esnetmemekte, ısrar edilince de ya bir kesime tamamen dirsek göstermekte, ya da ondan inancından vazgeçmesini beklemekte...
    Neyse ki, birçok spor dalında son yıllarda bu konuda verilen mücadeleler sonuç vermeye başladı. Birçok uluslararası federasyon, artık sporcuya kendi inançlarının gerektirdiği şartlarda spor yapma şansı tanımaya başladı. Son olarak, Uluslararası Basketbol Federasyonu FIBA, parkede kadın sporcuların başörtüleri ile oynamalarına rıza gösterdi.
    Ülkemizde de bu tür sıkıntılar uluslararası federasyonlara paralel olarak yaşanıyor. Hatta, bu konuda en çok mağdur ülke olmamıza rağmen, sesi en kısık çıkanlardanız diyebiliriz.

    Oruç saatine uygun fikstür
    Bir zamanlar sözünü bile etmeye çekindiğimiz birçok şey, ülkemizde yeni yeni rahatça dillendirilebilmeye başlandı. Aykut Kocaman ve Ümit Özat, diyebiliriz ki ilk defa futbolcularımızın oruç probleminden bahsederek "Oruç tutmak isteyene nasıl tutma diyebiliriz" açıklamasını yaptılar. Ramazan ayına göre fikstürü düzenlemeyen TFF'yi eleştirme cesaretini gösteren ilk hocalar oldular.
    Bugüne kadar, bu konuda hiç şikayet eden olmadığı için haliyle Türkiye Futbol Federasyonu'nun böyle bir derdi olmadı. Dolayısıyla, "ağlamayan çocuğa meme vermezler" misalinden yola çıkarak, TFF'yi fikstürü Ramazan ayına göre düzenlemedi diye çok da eleştirmek doğru olmaz. Bu konuda şikayetler artıp, istekler gelmeye başladığında karşılık verilmezse, işte o zaman istediğimiz kadar eleştirelim hassasiyet göstermeyenleri...
    Biliyoruz ki, liglerde hem de enerjinin tükendiği iftar saatine yakın, doksan dakika top koşturan oruçlu futbolcularımız var. Sanki, suç işliyormuş ve ortaya çıkmasın diye gıklarını çıkaramıyorlar.
    "Gerekirse futboldan vazgeçerim ama orucumu bırakmam. Para, bu dünyada önemli. Bir Müslüman olarak önceliğim, ahiretimdir" diyen Moussa Sow tercüman oldu onlara… Ramazan'a hürmet adına oruç saatlerine uygun bir fikstür, inanan tüm futbolcuların hakkı...
    Biraz cesaret yahu!..
    Arayın hakkınızı...

    • Yunus Akgül Yunus Akgül
      1. 05 Haziran 2017, Pazartesi
      1. Gönder
        Yazdır
      2. A-
        A+


    YAZARLAR tümü
    Sitene Ekle