Zirvede dört renk – Yunus Akgül – Fotomaç
HEPSİ
    23 Eylül 2017, Cumartesi

    Zirvede dört renk

    Türkiye, Süper Lig'e kilitlendi.Türk futbolunun kalbi son iki hafta için atıyor. Zirve şu an 4 renk… Siyah, beyaz, turuncu ve lacivert… Baş başa kalan Beşiktaş ve Başakşehir'in mücadelesi nefesleri kesecek cinsten… Nabız yüksek… Arada sadece iki puan fark var ve anlaşılıyor ki, 2016-2017 şampiyonunu son hafta oynanacak o doksan dakika belirleyecek. Bakalım Boz Baykuşlar mı, Çarşı grubu mu şampiyonluk marşı söyleyecek?
    Taraflı, tarafsız herkes tarafından şampiyonluğa yakıştırılan takım, geçen senenin şampiyonu Beşiktaş… Türk futbolunda köklü bir yere, başarılarla dolu bir maziye ve milyonları aşan seyirci desteğine sahip siyah beyazlı takıma şampiyonluk, şampiyonluk da ona yakışacaktır yine elbette… Başakşehir Kulübü'ne baktığımızda ise sportif mazi eksiğini geçelim; adını aldığı semtin yaşı bile Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe gibi İstanbul'un tarihiyle müsemma semtlerinin yaşından küçük; henüz on beş yaşında…Geçmişinde ne büyük başarılar, ne de milyonlarca seyircisi var.
    Kabul etmeliyiz ki, bu sezon geldiği yer de çok tartışıldı. Hakemlerin her türlü inisiyatifi Başakşehir'den yana kullandığına, rakip takımlar aleyhine facia denebilecek hakem hatalarına, TFF'nin Başakşehir lehine ilginç uygulamalarına şahit olduk. Bu açıdan bakıldığında… Evet, Beşiktaş şampiyonluğu Başakşehir'den çok daha fazla hak eden takım olarak karşımızda durmakta…

    Adaletten nasibini almamış
    İş bu raddeye gelmişken ve üstelik şampiyonluğun düğümü finişte çözülecekken tarihine, geçmiş başarılarına, seyirci sayısına bakılarak alenen "Şampiyon, Beşiktaş olmalıdır ve bunun için de gereği yapılmalıdır" diyen bir koro var. Adalet duygusundan nasibini almamış bu düşünce, hangi kafanın mahsülüdür acep?
    Sosyal medyada bu minval üzerinde hızlı bir kampanya dönüyor. Televizyonlarda koltuk, gazete ve internet sitelerinde köşe sahibi olanların, hiç çekinmeden açık açık dillendirdiklerini şaşkınlıkla izliyoruz. "Başakşehir'in şampiyon olması ile 2-3 bin kişi memnun olacakken, Beşiktaş'ın şampiyonluğuyla milyonlar mutlu olacak. Bu nedenle her ne pahasına olursa olsun Başakşehir'in şampiyonluğunun engellenmesi gereklidir." cümlelerini kuranlar var.
    Hatta, şampiyon olması durumunda Şampiyonlar Ligi'nde Real-Madrid veya Barcelona ile maç yapsa dahi lig maçlarını yayınlayan kuruluşların rayting ve satış yapamayacağını, dolayısıyla Başakşehir'in olası şampiyonluğunun bir şekilde engellenmesini söylemeye kadar götürüyorlar işi… Her şeyin paraya endeksli olduğu dünyamızda, sporun kendisinden çok, endüstrisi ve medyası zarara uğramasın yeter ki… Geldiğimiz şu durum gösteriyor ki hukukun gücü yerine güçlülerin hukuku uygulanmaya başlanmıştır veya en azından insanlar, buna zorlanmaktadır.

    'Hak eden' kazanmalı
    Oysa bize, ailede ve okulda başka türlü öğretmemişler miydi?
    Hani, her şey para demek değildi?
    Hani, dünyada hak ve adalet kavramları vardı ve bunlar çok önemliydi?
    Hani, hak ve adalet güçlüden değil, haklıdan yana kullanılmalıydı.
    Hani o zaman, nerede bu değerler?
    Beşiktaş ve Başakşehir'e 2B arazisiymiş gibi bakıp, tapu dağıtmak isteyenler!
    Bir satış değil ki bu, sportif bir yarış… Kimin hak ettiği ağır basmalı adalet terazisinde… Ya da o klişe cümleyle yazarsak;
    Hak eden kazanmalı…

    KULÜPLER YASASI ÇIKMAZSA, SOKAK HEP ÇIKMAZ SOKAK
    Hep yazıyoruz, hep yazacağız. Sürekli tekrara düşsek de kulüplerimizin hala " dernekler kanunu" ile yönetiliyor olmasının her alanda çağ atlayan, bir dünya oyuncusu Türkiye'ye yakışmadığı için ısrarla yazmaya devam edeceğiz.
    Tam da yeri gelmişken, Başakşehir'den hareketle sormaya devam edelim;
    Seyircisi olmayan böyle bir takıma yatırım yapmak ve Süper Lig'de şampiyonluğa oynatmak ne kadar akılcı veya rantabl...
    "Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür" sözünün de tam yeri, zira gerçekten çok çabuk unutuyoruz. Bundan sadece bir kaç sezon önce liglerimizde bir Ankaraspor macerası yaşanmıştı. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Ankaragücü'nü Süper Lig'de şampiyonluğa oynayacak, Avrupa Kupaları'nda boy gösterecek bir ekip haline getirmeyi teklif edince kıyamet kopmuştu. O dönem, Ankaraspor da bunun sonucunda doğmuştu.

    Başakşehir ve Osmanlı'da da olmalı
    Ardından, cezalar, lige almamalar… Başına gelmedik kalmadı ve nihayetinde Osmanlıspor'a dönüşerek yoluna devam eden bir takım var artık… Geçtiğimiz sezon Avrupa kupalarında Türkiye'nin yüz akı olan gururlandığımız takımın, eskiye dayanan bir geçmişi yok ama kazandığı başarılar sayesinde yavaş yavaş da olsa tribünlerini doldurmaya başladı.
    Demek istiyoruz ki, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor'un eski bir nüfus kağıdı ve elde ettikleri başarılarla peşlerine kattıkları seyirci kitleleri var.
    Başakşehir'in, Osmanlıspor'un da neden olmasın?

    Kulüpler Yasası çıkmadan olmaz
    Ve yine demek istiyoruz ki; bugünkü kanunlarla idealist ya da cebi dolu biri "Verin şu kulübü bana, lig şampiyonu veya Avrupa şampiyonu yapayım" diyemez. Çünkü kulüplerimizin içine çöreklenen akil adamları aşamazlar. Bir şekilde elde edilmiş kongre üyeleri, kıyamet de kopsa, takım küme de düşse yine aynı başkana oy verip, onu seçer. Ve…"Kulüpler yasası" çıkmadan da bu işin içinden çıkılmaz. Kulüpler yasası çıkmazsa, sokak hep çıkmaz hep sokak…

    ALTTAKİ SKOR YUKARIDA REKOR OLMUYOR
    Bizim memlekete özel bir hastalığımız var ki, spordaki başarı elde etmemizin adeta takozu… Ne hikmetse katıldığımız uluslararası şampiyonalarda, yıldızlar ve gençler kategorisinde bütün madalyaları toplarız da, sıra büyükler kategorisine gelince sporcularımız orada takılır kalır, oraya çıkmayı başaramaz.
    Gençler ve büyükler kategorisi arasında kaybolur gider. Sonra da asıl olması gerekeni yani büyükler bazında bir türlü istediğimiz başarıyı yakalayamayız.
    Örnek mi arıyorsunuz? Alın size futboldan… Olimpiyatlarda ve dünya şampiyonalarındaki durumumuza bir bakalım.
    Bu durum şu veya bu federasyon için değil, hemen hemen tüm federasyonlarımız için geçerlidir. Futboldan badmintona, voleyboldan yüzmeye, tekvandodan judoya kadar hepsinde durum aynıdır.

    Gençleri yukarılara taşıyamıyoruz
    Ne hikmettir bilinmez, alt grupta pırıl pırıl parlayan yıldızlarımızı, gençlerimizi yukarılara taşıyamıyoruz veya çok azını taşıyabiliyoruz.
    Son örneğimiz ise daha bir çarpıcı...
    Futbolda 17 yaş altı milli takımımız rakiplerini sıraya dizerek dünya şampiyonasına katılma başarısı gösterdi. 23 yaş altı milli takımımız ise Azerbaycan'da devam eden İslam Dayanışma Oyunları'nda ilk iki maçını Cezayir ve Umman'a karşı kaybetti. Büyükler kategorisinde durum ortada...

    Sert rüzgarlarla savruluyorlar
    Altyapı liglerinde çatır çatır mücadele eden bu gençler yukarılara tırmandıkça, yukarıda esen sert rüzgarların etkisiyle savrulmakta, her türlü alavere dalaverenin döndüğü çarkların içinde kaybolup gitmekte… Sahalarda, salonlarda kendilerine yer bulamadıkları için de, büyükler kategorisindeki karşılaşmalarda, bize uzaktan başkasının başarısına imrenmek kalıyor; Alttayken gelen skor, üste çıkınca rekor olamadan alt ediliyor.
    Dekor, bu…Üzücü, çok üzücü…

    • Yunus Akgül Yunus Akgül
      1. 19 Mayıs 2017, Cuma
      1. Gönder
        Yazdır
      2. A-
        A+


    YAZARLAR tümü
    Sitene Ekle