Rüzgarı kaçırmadan – Gürcan Bilgiç – Fotomaç
HEPSİ
    19 Ağustos 2017, Cumartesi

    Rüzgarı kaçırmadan

    Beşiktaş iyi bir sezon geçiriyor.
    Ligde yolunda gidiyor ve Avrupa Ligi'nde yarı finalin eşiğine geldi. İyi futbol oynuyorlar, iyi bir kadroya sahipler ve müthiş bir statta, taraftar baskısını da rakibe yaşatıyorlar.
    Lyon maçına çıkarken, bu rüzgarların hepsini iyi değerlendirmeleri, bu fırsatı kaçırmadan, iyi konsantre olmaları lazım.
    Çünkü hem Şampiyonlar Ligi'nde, hem de elemeli etapta kura şansını da yanlarına aldılar. Bütün bu dinamiklerin aynı anda bir araya gelmesi çok mümkün değil.
    O yüzden Lyon karşılaşması, 'altın tepsi' ile geldi önlerine.
    Kuralar çekildiğinde, turun belirleyicisi ilk maç olacaktı. Önceki karşılaşmalarına baktığımızda, Lyon'u favori gördük. Ama Beşiktaş hem oyunu, hem de aldığı skor ile başka bir hikaye oluşturdu. Turu İstanbul'a taşımakla kalmadı, rakibini de gerdi ve korkuttu.

    Liderler sahneye çıkmalı
    O yüzden Lyon Başkanı feveran ediyor, beş tane seyirci için fırtına koparıyor veya UEFA'nın kapısında dolaşarak, "Madem sahayı kapatmadınız, turu bana geçirttirin" demeye çalışıyor.
    Beşiktaş'ı ve bu sezonun sabıkasını incelediğimizde, kolay vazgeçmeyen bir oyuncu grubu olduğunu anlamalıyız. Hata yapıyorlar elbette. Acemilikleri de var. Fakat işin peşini bırakmıyor ve sonuna kadar zorluyorlar. Hele de kendi sahalarındalarsa, tehdit daha da büyüyor.
    Böyle maçların özel oyuncuları olmalı.
    Genelde bunlar, tecrübeli ve beklenti oranı yükseklerdir. Yani; Babel, Quaresma ve Talisca üçlüsü ile Gökhan Gönül ve Atiba kilidin, çilingiri olurlar. Böylesine gerilimi daha önce yaşayan ve başaran oyuncuların, arkadaşlarını da yönlendirmeleri gerekiyor. Avrupa Şampiyonu Portekiz'de Quaresma nasıl başardığını biliyor, bugün bunu Beşiktaş formasıyla da göstermeli. Ya da Gökhan Gönül Fenerbahçe ile nasıl yarı final oynadıysa, aynı yolun rehberliğini burada da yapmalı.
    Lider oyunculuk budur.

    Kaybedenler Kulübü!
    Derbiler serisinin ilki oynanacak pazar günü. Seyrantepe'de Fenerbahçe, Galatasaray'a konuk olacak. Sonraki hafta Başakşehir, Beşiktaş'ı ağırlayacak. Bir sonrasında Beşiktaş ile Fenerbahçe oynayacak.
    Çok sıcak üç hafta bekliyor bizleri. Ve bugün baktığımız falların, her hafta farklı olması da muhtemel. Tüm dengeler değişebilir, bugünün kötülerini, yarın "nereden, nereye" diye yorumlayabiliriz.
    Fenerbahçe-Galatasaray maçları ise Türkiye'nin özelidir. Fikret Orman her ne kadar "tek büyüğüz" diyorsa da, mahallenin abisi; bu ikiliden seçilir. Eğer garip giden bir şeyler olmazsa, sezonun ikinci yarısındaki her Fenerbahçe-Galatasaray maçı bir finaldir.
    Bu sezonun getirdiğine baktığımızda Galatasaray ve özellikle Dursun Özbek ile İgor Tudor için tabela çok önemli hale geldi.
    Çünkü, sezon performansı Galatasaray'ı bir "kaybedenler kulübü" haline getirdi.
    Henüz derbi kazanamadılar. Dört yenilgileri, bir beraberlikleri var. Sıralama için mücadele ettikleri rakipleriyle son maça çıkacaklar.
    Yenilirlerse, ilk üç şansı da azalır.
    Taraftar, yönetimin arkasından çekildi.
    Bu maçtan sonra Tudor'un da desteği kalmayabilir.
    Ne kadar doğru işler yaparsa yapsın, ezeli rakipleri yenemeyen bir teknik adama Galatasaray taraftarı tahammül etmez.
    Maçın daha kötüsü Galatasaray ise, kötüsü de Fenerbahçe elbette. Ama yukarıda yazdığımız nedenler, Fenerbahçe için en büyük avantajı sağlayacak faktörler aynı zamanda.
    Kadıköy'deki maçı hatırladığımızda, daha formda gelen Galatasaray'ı yenmişlerdi.
    Kazanmak isteyen rakibi çözüp, durdurup; işlerini yaptılar. Şimdi yine kazanmak zorunda olan Galatasaray'a karşı çıkıyorlar.
    Yeni bir taktik plan bile yapmalarına gerek yok aslında.
    Rahmetli Didi'nin dediği gibi bir "futbol bayramı" bu maç. Belki taraftarlar açısından "buruk" geçecek ama keyfini-kıymetini bilerek, bu heyecanı yaşayalım.



    YAZARLAR tümü
    Sitene Ekle