30 Haziran 2010, Çarşamba
Selçuk Yula

Fener için milat

Sorun ne başkanlardaydı ne de hocalarda. Sorun, sorunu son 4-5 yıla sığdırmaya çalışanların, 35 yılın muhasebesini yapamamasıdır. Aykut'un başarılı olmasını isterim

Selçuk Yula - 30.06.2010
SYU yaz boşluk bırak mesajını yaz 4122'ye gönder. (1,60TL)
MH:02165317373
Aykut Kocaman'ın, attığı imzayla medya-camia-taraftar üçgeninde esen değişim rüzgarları (böyle devam edecekse) ardından büyük başarıları getirecektir. Şu anda bu güzelliğin tadını çıkarmak istiyorum. O yüzden daha imzayı atar atmaz teknik adamlara stajyer, deli, acemi, köylü vs. etiketini yapıştırıp yaşam hakkı tanımayanların, şampiyonluklardan hatta Şampiyonlar Ligi'nde yarı final kapısından dönülmesinden bile 'Bu adamlar futboldan anlamıyor, defolup gitsinler' diyenlerin anlaşmış gibi aynı anda neden çark ettiklerini sorgulamayacağım. Evet bu satırların sahibi savunduğu fikirlerin arkasındadır. O yüzden Aykut ile 5 yıl daha devam edilmesi taraftarıdır. Her sene yapılan teknik adam değişikliklerinin karşısındadır, başarının böyle yakalanmayacağının farkındadır, son dakikada kaçan şampiyonluklardan sonra başarısız damgası vurulmasının karşısındadır. Sorunun sadece Daum'da olmadığını bilmektedir. Aynen Zico'da, Löw'de ya da Rausch, Chernai, Hiddink'te ya da Denizli, Rıdvan ve Oğuz'da da olmadığı gibi. Sorun, Faruk Ilgaz, Razi Trak, Ali Şen, Fikret Arıcan, Tahsin Kaya, Metin Aşık, Güven Sazak, Hasan Özaydın'da da değildi. Aziz Yıldırm'da olmadığı gibi. Sorunun bir kısmı şu anda doğruyu gören medyamızın yıllardır her gelen teknik adama kendi istediğini yaptırma çabası, eğer başaramazsa da onları anlaşmış gibi topyekün yaratılan kamuoyuyla taraftarla karşı karşıya getirme gayretidir. Sorun, yıllar boyu her şampiyonluk kaybedilişinde sevinip "Oh be. Şimdi ortamı bulduk işte" deyip de kongre rüzgarları estiren sözde Fenerbahçelilerdir. Sorun, şampiyonluklarda bile teknik adam ve futbolcu değişikliklerine götüren zihniyettedir. (70'li yıllardaki Didi'den sonra, ilk defa 2003'te Daum üst üste iki kez görev yapmıştır) Sorun, bir Fatih Terim'i kendi bünyesinden çıkarmak isteyen Aziz Yıldırım'ın, Rıdvan ve Oğuz ile neden yarımşar sezon çalışmak zorunda kalmamasının sorgulanmamasıdır. Sorun, 10 yıldaki 4 şampiyonluk ve 3 ikinciliği sorgulayanların koskoca F.Bahçe'nin ondan önceki 22 yılda (1978-2000) acaba neden sadece dört şampiyonluğa sıkıştırıldığının sorgulamamasıdır. Sorun, sorunu son 4-5 yıla sığdırmaya çalışların, 35 yılın muhasebesini yapamamasıdır. Ve sorun, Kadıköy'de bu bitmek bilmeyen baskının nasıl ortadan kaldırılacağının tartışılmamasıdır. Aykut ile gelen birlik ve beraberlik rüzgarlarının bu gerçekleri de masaya yatırılmasının sağlamasını umalım. Eğer başarı gelirse işte o zaman F.Bahçe'nin miladı Aykut'un imzayı attığı gün ve saat olacaktır.

* * *
Sevmediklerim
Dünya Kupası'nda turlar geçildikçe maçlardan keyif almaya başladık. Benim ve arkadaşlarımın görüşü böyle. Bu arada hoşumuza gitmeyen olaylar da yaşanmıyor değil: 1- Artık vuvuzela illetinden gına geldi. Umarım ülkemize ithalatı yasaklanır. 2-Keita'nın, Kaka'yı attırırken bütün dünyaya rezil olduğu o malum hareket. 3-İspanya-Şili maçının bitmek bilmeyen ve adına profesyonellik denilen ama resmen şike olan o rezil son 10 dakikası. 4-İngiltere'nin, Almanya maçında en az 1 metre kale içine giren ve her nasılsa (görülmeyen) verilmeyen golü. 5- Arjantin'in Meksika maçında en az 1 metre ofsayttan attığı ve
her nasılsa (görülmeyen) verilen golü.

* * *
Yorumdan yoruma
Herkesin fikrine elbette saygılıyım ama bazen kafamın almadığı şeyler de olmuyor değil. Mesela Almanya-İngiltere maçı. İlk 45 dakika başa baş, dişe diş ortada maç izledik ve büyük keyif aldık. 2-0'dan sonra İngiltere, harika oynadı ve beraberliği sağladı. Ama net golü verilmedi. İkinci devre risk alarak oynadı ve iki kontratak golüyle 2 gol yedi. Yorumlara bakıyorum inanamıyorum "Almanya o kadar iyiymiş ki, o gol verilse bile fark etmeyecekmiş." Yapmayın yahu. Maç 2-2 olsa Mesut, 50 metre elini kolunu sallaya sallaya boş kaleye gol attırabilir miydi? İngiltere o gol fırsatını verebilir miydi? Şu kadar basit yorumu bile zorlaştırıp, kendi isteğine göre kamuoyunun önüne koyanları artık okumamak gerektiğini
düşünüyorum.

* * *
Şartlı kafa
Gomez, Cacau, Khedira, Mesut, Podolski, Trochowski vs. Yukarıda yazdıklarım Alman Milli Takımı'nda oynayan oyuncuların bazıları. Kimi Polonyalı, kimi Brezilyalı, kimi Türk, kimi Afrikalı. Şu anda medyamızın yere göğe sığdırmadığı Panzerler, bu konuyu çoktan aşmış dünya şampiyonluğuna doğru akıyorlar. Bir de medyamızdaki aynı kalemlerin Aurelio için çıkardığı yangınları hatırlayın. Ne yaman çelişki öyle değil mi? Yani arkadaşlar futbolun evrenselliği, yapılan doğruları Avrupa'da gördükleri zaman alkışları esirgemiyorlar ama aynısını bizi yaptığımızda "Dur bakalım, istemezük" diyorlar. Teoride Avrupalıyız ama pratikte kendimizi şu şartlı kafadan bir türlü kurtaramıyoruz.

* * *
Tiyatroda mıyız?
Geçen gün Feldkamp'ın röportajını okuyorum. "Adnan Polat ben gitmeden teknik adamlık yapmaya çalıştı" diyor. Gene Adnan Polat, Rijkaard'a "Bu sene sonuca yönelik futbol oynat talimatı veriyor. İyi güzel de şu işler Kadıköy'de yapılsa yani Aziz Yıldırım bunları söylemiş olsa yer yerinden oynamaz mıydı? Peki şu konu hakkında tek kelime edene, tek kınama yapana rastladınız mı? Öteki taraftan başkan Yıldırım Demirören, Quaresma için "Futbol tarihinin en iyi transferini yaptık" diyor. Bunu diyor da kimse de çıkıp "Tarihimizin en iyi transferi daha milli takımında oynamıyor" demiyor. Ne diyelim sahneye tiyatro konmuş oynanıyor, biz de onu seyrediyoruz.