Çok terbileyiz! Tahkim 'Hakem haklıdır' diyor ama federasyon Demirlek'i cezalandırmaya devam ediyor. Bunun farkında olan gazeteci yok Platini, Ulusoy'un can düşmanı Aziz Yıldırım'ı ziyaret ediyor, Galatasaray'a uğramıyor. Nasıl oluyor bu iş, kimse merak etmiyor... Çakar haksız; çok terbiyeli bir spor basınımız var! Ne etliye karışıyoruz, ne sütlüye. Hiçbir şeyi sormuyoruz. Önümüze ne konulursa onu yiyoruz
Tahkim kurulu merakla beklenen kararını açıkladı ve federasyondan, Trabzon'un hükmen mağlup edilmesini istedi. Henüz tescil edilmedi ama kararı kamuoyu vicdanı açısından nasıl yorumluyorsunuz? Tahkim bir tavsiyede bulundu. Bu şu demek oluyor: 'Federasyona, hükmen mağlubiyet dışında bir karar alırsan onu da bozarım' diyor.
_Uzun süre bir karar veremeyen federasyon bu defa da tescil edip etmemek konusunda bir adım atmıyor. Türkiye'de federasyon bitti. Merkez Hakem Komitesi bitti. Haluk Ulusoy ve Hilmi Ok bu işi bitirdiler. Aldıkları hiçbir karar kamuoyunu tatmin etmiyor. Geçen haftanın çok önemli bir olayı var. Hiçbir gazetede ben görmedim.
Gazeteci olsam manşet yapardım. Maçın tekrarına niye karar verdi federasyon? Çünkü o maçın gözlemcisi ve de federasyon temsilcisi, "Bülent Demirlek bize, sahaya çıkmama sebebim, futbol oynanmamasıyla ilgili koşullar değil. Sahaya çıksaydım, Sivasspor'dan 5 kişiyi atmak zorunda kalacaktım. Bunlara kırmızı kart gösterseydim 7 kişinin altına düşecek ve kurallar gereği hükmen yenik sayılacaktı. Sivas bunu hak etmemişti. Bu yüzden sahaya çıkmadım" dedi.
İLK İFADELERİNDE YOK Ne zaman diyorlar bunu, ilave raporda. Maçtan sonraki ifadelerinde bu yok. Ne hikmetse sonradan hatırlıyorlar, ilave rapora yazıyorlar. Bunun üzerine de federasyon maçın tekrar edilmesine karar veriyor. Tahkim ne diyor: 'Bülent Demirlek'i dinledik, böyle bir şey yoktur. Maçın Sivasspor lehine 3-0 tescili lazımdır. Yani bu ne demek, gözlemci ve temsilci yalan söylüyor, Bülent Demirlek doğru söylüyor.' Bu hafta ve bundan önceki haftalarda Bülent Demirlek'e maç verilmedi. Bu hafta o gözlemciye federasyon ve Hilmi Ok görev verdi. Yani federasyona ve Hilmi Ok'a göre hâlâ Bülent Demirlek yalancı, gözlemci doğrucu. Ve Türkiye'de bunun farkında olan gazeteci yok.
BEŞİKTAŞ'A NE DERSİN! Ondan sonra "Türkiye'de gazetecilik bitti" dediğim zaman bana kızıyorlar. Böyle bir şey olur mu? Tahkim Kurulu, 'Hakem haklıdır' diyor ve o federasyon Bülent Demirlek'i cezalandırmaya devam ederken, gözlemciyi ise ödüllendiriyor. Dünyanın neresinde böyle bir şey var. O zaman da Beşiktaş kalkıyor diyor ki "Bana karşı komplo var." Ne diyebilirsin? Çok yüzeysel gazetecilik yapıyoruz. Kimse meselenin derinine inmiyor. Geçen hafta Platini neredeydi: Türkiye'de. Hangi milletten Platini: Fransız. Türkiye'de Fransız ekolüne en yakın, Fransız okulundan kurulmuş kaç kulüp var: 1. Hangisi o: Galatasaray. Jack Chirac, Türkiye'ye geldiği zaman bir tek Galatasaray'ı ziyaret ediyor. Platini nereye gitti? Fenerbahçe'ye... Niye? Ben bunu merak ediyorum. Benden başka da merak eden bir kişi yok. 350 bin spor muhabiri, şefi, bilmem nesi var! Nasıl oluyor da Fenerbahçe'ye gidiyor? Federasyon başkanı Haluk Ulusoy'un badi badi arkadaşı Platini, Haluk Ulusoy'un can düşmanı Aziz Yıldırım'ı ziyaret ediyor da Haluk Ulusoy da Galatasaraylı, Platini de sözüm ona Fransız, Galatasaray'a uğramıyor. Niye? Nasıl oluyor bu iş? Galatasaray'ın mı aczi? Fenerbahçe'nin mi başarısı? Haluk Ulusoy, Galatasaray'dan kopup Fenerbahçe'ye mi yanaşıyor? Bunun altında neler var? Bunun altından ne sorular çıkar? Ama böyle bir gazetecilik yok artık günümüzde. Ahmet Taner Kışlalı, Öcal Uluç, Hıncal Uluç, Mehmet Ali Kışlalı bir araya geldiğimizde, 1.5 saat bunları konuşurduk. Ne yapabiliriz, ne edebiliriz? Ondan sonra gazetecilik başlardı. Şimdi böyle bir toplantı var mı? Şimdi böyle bir şey var mı? Ajanslardan haberler gelsin, birisi 'Adnan abi naber, bir şey var mı?' 'Yok.' 'Tamam yok', ertesi gün, 'Ya Adnan abi, bana söylemedin ama Gökmen'e söylemişsin. Bir daha senden haber yazarsam böyle olayım.' Bitti. Ne merak eden var? Bir insan bunu nasıl merak etmez? Platini niye Galatasaray'a gitmedi de Fener'e gitti? Bunu merak eder insan. Türkiye'ye gelen her Fransız, Galatasaray'a gider. Çünkü Galatasaray, Fransız ekolü... Kimsenin umurunda değil. Ben spor müdürü olsam, bu temsilci olayı, bu gözlemci olayı tam sayfa olur. Onla konuşurum, bununla konuşurum, ondan bir şey alırım. Aç bak. Bütün gazeteler birbirine benziyor. Röportajlar bile ajanstan gelme. Utanır insan. Ajansın biri, Appiah ile röportaj yapıyor, bütün gazetelerde aynı gün Appiah röportajı. İnsanda utanma olur.
BİRBİRLERİNİN AYNI Senin muhabirin, Samandıra'ya gidip Appiah'la konuşmayı beceremiyor mu, ajanstan alıyorsun!.. O röportajda bir haber unsuru vardır, onu alır bir sütun haber yaparsın. Bakıyorum Hürriyet, Sabah, Akşam, Vatan, hepsi tam sayfa röportaj veriyor. O zaman millet gazete okumuyor. Ben bir tanesini okuduğumda hepsini okumuş gibi oluyorum zaten. Bir basın toplantısı haberi yazmaktan utanırdık. Kısa haberlere girerdi. Çünkü herkese söylüyorlar. Basın toplantısına gidiyorlar, bir de utanmadan altına imza atıyorlar. Bunu ben 500 kişiye söylüyorum ya! İmzalık neyin var! İmzada senin bir katkın olacak. Sorularımızı biz basın toplantısında sormazdık. Herkes duymasın diye. Toplantı biterdi, beklerdik, bir kenara çeker orada sorardık. Herkes fiskos sorardı. Yarın her gazetede farklı çıkardı çünkü herkes özel sorusunu sorar, onu çıkarırdı başlığa... Çok terbiyeli bir spor basınımız var! Ahmet Çakar haksız!.. Ne etliye karışıyoruz, ne sütlüye karışıyoruz. Hiçbir şeye karışmıyoruz. Hiçbir şeyi merak etmiyoruz, hiçbir şeyi sormuyoruz. Önümüze ne konursa onu yiyoruz, kalkıyoruz sofradan. Hiç fark etmiyor. Böyle de terbiyeliyiz.