Aykut seyretti Fenerbahçe golleri göstere göstere attı. Maçın ilk 25 dakikasında isabetli şut çekemeyen Fenerbahçe'nin maç sonundaki isabet oranı çift rakamlı sayılara ulaştı
Ankaraspor garip bir şekilde motivasyonunu yitirmiş bir havaya büründü ve Aykut Kocaman takıma hiçbir müdahalede bulunmadı
Hakemin yorumu sabaha kadar tartışılır ama 'son adam' dediğin zaman ortada tartışılacak bir şey yok. 'Son adam' diye bir kural yok: 'Bariz gol şansı' var
*Maça çok kötü başlayan Fenerbahçe ve Galatasaray, gol yedikten sonra toparlandı ve galibiyete ulaştı. Bu değişikliği neye bağlıyorsunuz? İki taraflı düşünmek lazım.
Sadece Fenerbahçe ve Galatasaray'ın 1-0'dan sonra öne çıkmalarını değil, onlarla oynayan rakip takımın da 1-0'dan sonra oyun tarzındaki değişikliklerini, birlikte değerlendirmek lazım. Mesala Fenerbahçe golleri adeta göstere göstere attı. Maçın 20-25 dakikası oynanmıştı, ekrana bir istatistik geldi ve kendi sahasında oynayan Fenerbahçe'nin attığı şut sayısı sıfırdı. Maçın sonundaki istatistiğe bakın, Fenerbahçe'nin attığı şutlar çift rakamlı sayılara ulaşmış. Yarım saat duran takıma, son 1 saatte gökten bir sihirbaz geldi de sopasıyla mı dokundu? Böyle bir şey yok.
MESAJI BELLİ OLUR
Yani Ankaraspor garip bir şekilde motivasyonunu yitirmiş bir havaya büründü ve Aykut Kocaman müdahale etmedi. Kulübeden de dışarı çıkmadı. Fenerbahçe seyircisine karşı, kazanmayı isteyen bir hoca olarak görünmeyi mi istemedi; bilemiyorum. Ama takımın motivasyonu açısından da 90 dakika kulübede oturan bir hocanın, tavrı da, mesajı da belli olur. Şimdi örnek, Ankaraspor üstüne gitmekten vazgeçtiği zaman, ki Ankaraspor, Fenerbahçe'nin üstüne gittiği zaman allak bullak etti, net gol pozisyonları vardı. Orada bir kırmızı kart var mı yok mu tartışılan, bir penaltı var, ki o penaltıyla beraber kırmızı kart çıksa Fenerbahçe 10 kişi kalacak. Şimdi o Ankaraspor geri oynamaya başladı. Geri oynamaya başlayınca, artık benim söylemekten dilimde tüy bitti; Fenerbahçe önünde geri çekildiğin anda mahkumsundur, hiçbir şansın kalmaz. Çünkü Fenerbahçe'de hücum pozisyonlarını çok iyi değerlendiren adamlar var. O yarı sahada oynadığın zaman durmadan duran top pozisyonu verirsin, duran top fırsatı verdiğin zaman da Fenerbahçe, bu duran topları çok iyi kullanır, mağlubiyeti de hazırlamış olursun. Şimdi bakıyorum, Fenerbahçe gelmeye başladı, Fenerbahçe gelirken, Ankaraspor'un sağ kanadının nasıl bir felaket olduğu ortaya çıktı ve o kanat vızır vızır işledi. Fenerbahçe, kanadı olmayan bir takımdı sezon başından beri. O Fenerbahçe sol kanattan perişan etti Ankaraspor'u. Gol de Ümit Özat'ın pasında, o kanattan geldi. Muhteşem bir gol geldi. Hayatımda seyrettiğim en güzel gollerden bir tanesidir. Hazırlanışı itibarıyla ve bitirilişi itibarıyla. Kombinasyon da çok güzel, Alex'in bitiriş vuruşu da olağanüstü, süper. Seyretmeye doyamadığım bir goldü. Ankara'nın sağ kanadından geldi o gol, bağıra bağıra geldi ve Fenerbahçe hücumları da bağıra bağıra geldi. Aykut herhangi bir tedbir almadı. O zaman işin sırrı Zico da mı, Kocaman da mı, ya da Fenerbahçe de mi, Ankaraspor da mı düşünmek lazım?
DEĞİŞİKLİK YOKTU
En azından yarı yarıya iki tarafa da ağırlık vermek lazım. Tabii Fenerbahçe'nin kendi sahasında mağlup duruma düştüğü zaman, motive olmasından normal bir şey yok. Ama öteki taraftan oyunun değişmesini gerektirecek göze batan bir şey de yoktu Fenerbahçe'de... Taktiksel bir değişiklik yaparsın, adam değiştirirsin, oyun düşünceni değiştirirsin falan filan da, milli maçta olduğu gibi; bir Sabri'nin yerini değiştirmek, Milli Takım'ı siyahtan beyaza çevirdi. Fenerbahçe'de değişen böyle bir şey de yok. O zaman insana sorarlar; 'Daha önce neredeydin? Niye baştan böyle oynamadınız?' diye. İşte, böyle oynamalarına izin verildiği için oynadılar biraz da. * Teknik direktörlerin, takımların maça kötü başlamasındaki payı nedir? Bir defa Fenerbahçe'nin sahaya çıkarttığı takıma baktığın zaman, kendi sahasında oynamasına rağmen, Zico'nun korktuğu anlaşılıyor. Nereden anlıyorsun? Tümer gibi bir oyun kurucu kenarda oturuyor. Buna karşılık ikinci ön libero takımda. Deniz ile Aurelio sahada. Yani 'önce bir durdurayım, sonra vururum.' Bu düşünceye rağmen Ankaraspor, dumanını attırdı Fenerbahçe'nin... İkili libero falan bir işe yaramadı. Orada tabii maçın kritik bir pozisyonu var. Bizim, sevgili Ahmet Çakar dahil, hâlâ bir kavram karmaşası içinde. Ahmet Çakar, diyor ki, "Ben aslında Lugano'nun son adam olduğunu düşünüyorum." Bir defa Türkçe yanlış. Son adamlık, düşünce, yorum gerektiren bir şey değil. Bir adam ya son adamdır, ya değildir. Bu fiziksel bir olay. Gördüğün bir şeyin düşüncesi olur mu?
FARKLI YORUMLADI
Kırmızı kartın kuralı son adam değil. Herkes öyle yazıyor ve söylüyor hâlâ... Kırmızı kartın kuralı, 'Bariz gol şansı.' Son adamlıkla, ilk adamlıkla alakası yok. Ben bariz gol şansındaysam, kalede iki adam da varsa, kaleciyle beraber, ben yine de bariz gol şansındaysam, kırmızı kart. Kural bu... Şimdi Lugano'nun son adam olduğu kesin. Bana göre de bariz gol şansı. Ama hakemin yorumu şu; 'Lugano lüzumsuz bir penaltı yaptı. Çünkü Serdar çıkmıştı, topa Bilal'den daha yakındı. Topu o alıyordu zaten. Lugano, Bilal'i indirmese bile Serdar topu almıştı. Binaenaleyh bariz gol şansı yoktur. Sadece 18'in içindeki 10 kusurlu hareketten biri vardır. Penaltı ve sarı kart.' Hakemin yorumu bu. Bu yorum sabaha kadar tartışılır ama 'son adam' dediğin zaman ortada tartışılacak bir şey yok. 'Son adam' diye bir kural yok. Kural, 'bariz gol şansı.'