32 yıl önce... Futbolsuz bir Dünya Kupası izliyoruz. Son klas Dünya Kupası finallerini 1974 yılında izlemiştik. İki muhteşem takım vardı, Almanya ve Hollanda. Ve her takımın bir ekolü vardı. Şimdi bakıyorum da, İngiltere de aynı, Fildişi Sahilleri de... Aradaki tek fark tecrübe, bir de forma renkleri. Kazanmanın göz zarafeti bile yok. Atletik yapılı oyun bozuculardan, nafile yaratıcılık bekleyeceğiz galiba.
***
1974 yılındaki finallerde gördüklerimiz, bir daha asla göremeyeceklerimizdir. O yıllar ceninler bile anarşistti ama futbolcular ayaklı kütüphane zenginliğinde, pop star cakasındaydı. İliklerine kadar da futbolcuydu. Maçların anlatımı dublajsız, altyazısızdı. Bakmayın bizimkilerin uzaktan iç çekmelerine, o yıllar hakemimiz bile vardı. Doğan Babacan... Şili onu hâlâ hatırlıyor!
***
Geçen 32 yıl, bizlere biraz güven ama berbat bir nefret ekimi getirdi. Geçen 32 yıl, topa "deppik" diyen adamları önce belediye başkanı, sonra kulüp başkanı olarak başımıza getirdi. Online adaletsizliği ve din motifli güç gösterisini iktidara getirdi. Karşılığında bütün güzelliklerimizi aldı götürdü. 32 yıl önceki finallerde bulamayacağımız futbol güzellikleri kadar, bir daha bu ülke topraklarında asla bulamayacağımız dostluk, kardeşlik ve sportmenlik kaybımız var. Futbolu bir şekilde telafi edebiliriz ama... Bu nefreti, adaletsizliği ve onursuzluğu yok edemeyiz. Çünkü onursuzluk "yetenek" olarak lanse ediliyor artık. Sahada değil, yemek masalarında kazanılıyor zaferler(!)
***
Finallerde 32 yıl önce de yoktuk, şimdi de yokuz. Şimdi en büyük kaybımız, neden kaybettiğimizi bilmemek. Almanya'daki finallerle bağımızı kesen gerçeklerin farkında bile değiliz. 32 yıl önce ceninler anarşistti, şimdi imparator! Hâlâ bitirim futbolcularımız için FIFA'dan af dilenirken, o bitirimlerin tribünlere nasıl ilham verdiğini kim anlayacak? İşaret parmağıyla hakemlere sövenlere kahraman muamelesi yapıyorsak, bizler böyle finallere katılsak ne olur ki! Vicdan azabı iktidara taşınmadıkça, edepsiz futbolculuğun ve kibirli imparatorluğun günahlarını çocuklarımız ödeyecektir.
***
32 yıl önce güneşin altında oynanan oyundu futbol. Her evde televizyon yoktu ama benzin zamlarına bile tepki gösterebilen yürekli bir topluluk vardı Türkiye'de... Adaletsizlik tanrıları kendi çıkarlarını pompalamıyordu. Hakemlerimiz düdükleri kalbiyle çalıyordu, her şeye rağmen. Gazetelerde kulüp yazarlığı denen ırkçılık yoktu ve futbolumuz ülke bütünlüğü için tehlike teşkil etmiyordu. 32 yıl önce şeker kağıtlarındaki maniler, şimdiki televizyon haberlerinden bin kere kutsaldı.
***
Sahi ya, televizyonlarda "futbolun pantolon indiren yorumcuları" ne olacak? Onların tapınaklarında çocuklarınızı kurban etmekten vazgeçmeyecek misiniz?