Geleceğimizin diyeti Saatler gece yarısına yaklaşırken milli takım kafilesi Almaatı'daydı. Hepsi çok sıkıntılıydı. Özellikle futbolcuların sanki patlayacakmış gibi olduklarını bakışlarından hissediyordunuz. Ana konu elbette Yunanistan beraberliği. Son Avrupa şampiyonunu sahada futbollarıyla dövdüklerini ama sadece gol atamadıkları için uğradıkları haksızlığı dile getirdiler. Yaş ortalamasına baktığımızda bu kadro en az iki Avrupa Şampiyonası ve iki Dünya Kupası yaşayabilecek durumda. Hepsi yetenekli. Avrupa'da ve Türkiye'de üst düzey takımlarda oynuyorlar. Üst düzey turnuvalarla pekişiyorlar. Ve takımlarıyla da her sene zorlu maçlar oynayıp tecrübe kazanıyorlar. Yunan maçı sonrasında yaşadıkları da aslında bu tecrübelerin bir parçası. Hayat her zaman insana alkış getirmiyor. Futbolda oynadığınız oyuna değil, aldığınız sonuçlara bakılıyor. Çünki kariyer; sonuç demek. Ama bu genç takımın geçirdiği bu dönemi aslında "hazırlık" olarak nitelemek de gerekir. Yan yana oynamaya yeni başladılar. Hatta yeni bir hocayla beraberler. Ve cicim aylarını çabuk tükettiler. Genelde sabırlı olup oyunculara destek olmamız gerekir. Fakat Ersun Yanal üzerine o kadar çok senaryo yazılıp, o kadar çok spekülasyon üretildi ki Milli Takım'ın oynadığı oyundan çok, Ersun Yanal'ın hangi maçta gidip, hangi maçta görevinden ayrılacağı tartışılıyor. Böylesine yıpranmışlık içinde sağlıklı kamuoyu oluşturmak mümkün değil. Yanal, Gürcistan maçı sonrasında istifa edip güven oylamasına gitmeyerek bu zeminin hazırlanmasına yardımcı oldu. Ayrıca Hakan Şükür için aldığı kararla Galatasaray camiasını da karşısına aldı. Birçok cephede savaş verdi, faturayı şimdi gençler ödüyor. Oturup futbolumuzu nasıl geliştireceğimizi konuşacağımıza, sığ kalıplar içinde dedikodulara saplanıyoruz.